14 Mart 2013 Perşembe

Kadın dünyasında hormonların neden olduğu gelgitleri açıklamak oldukça kolay. Peki ya erkekler? Hormonlardan nasıl etkileniyorlar dersiniz?

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Regl ağrılarımız, yersiz, hatta çoğu zaman nedensiz kaprislerimiz, hızla alıp verdiğimiz kilolar, kararsızlıklarımız ya da değişken ruh hallerimiz... Kadın dünyasında hormonların neden olduğu gelgitleri açıklamak oldukça kolay. Peki ya erkekler? Hormonlardan nasıl etkileniyorlar dersiniz? Bu konuda merak edilen 10 soruyu uzmanlara sorduk.

1. Erkeklere özgü hormonlar birden fazla mıdır?
Evet... En tanınanı ve etkin olanı ise testosterondur. Bu hormon; adını aldığı üzere testislerden salgılanır. Androjenler, ergenlik döneminde erkeklerin seksüel karakterini (penis büyüklüğü, ereksiyon, boşalma, ses kalınlığı, kasların gelişimi vb.) oluşturduğu gibi psikolojik yapılarında da belirleyici araçtır. Erkeklerin yetişkinliklerinde salgıladıkları testosteron oranı tüm seksüel özelliklerinin devamlılığını sağlar. Ancak zaman içinde seksüel özelliklerde belirgin rol oynayan androjenlerde azalma ve libidoda düşüş meydana gelebilir. Androjenler, kas sisteminin oluşması ve güçlenmesi için de hayati önem taşırlar. Bunun yanı sıra kadınlık hormonu östrojenin de belli oranda salgılanmasını sağlarlar.

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?
2. Erkekler kadınlık hormonu da salgılarlar mı?
Evet... Fazla salgılanan erkeklik hormonları otomatik olarak östrojene dönüşür. Oysa kadınlarda erkeklik hormonu yani testosteron, böbrek üstü bezleri tarafından salgılanır ve bu oran son derece düşüktür.
3. Erkeklerin kadınların regl dönemi gibi bir döngüsü var mıdır?
Androlog ve Psikosomati Uzmanı Dr. Sylvain Mimoun; "Hayır... Kadınlardaki gibi düzenli bir döngüleri, yani regl dönemleri ya da ağrıları yoktur. Ancak sperm oluşumu söz konusu olduğunda, 72 günlük bir döngüden söz edilebilir. Hatta sırf bu nedenle bir uzman kısırlık testi için sperm örneği istediğinde yaklaşık üç aylık bir bekleme süresi öngörülür" diyor.

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?
4. Erkekler de kadınlar gibi duygusal gelgitler yaşarlar mı?
Hayır! Testosteron seviyeleri gün işinde inip çıksa da, duygusal değişimler ve yorgunluk gibi olumsuzlukları sıklıkla yaşamazlar. "Hormonları, özellikle sabahları en yüksek seviyededir. Bu da genellikle ereksiyon halinde uyanmalarına neden olur" diyor Dr Mimoun.

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?
5. Erkeklerin ergenlik dönemleri kadınlarınkine oranla neden daha zorlu geçer?
13 yaşındaki oğlunuzu yaz kampına gönderiyorsunuz... Gözü futboldan başka bir şey görmeyen genç delikanlı, dönüşünde sadece kızlardan söz etmeye başlıyor. "Ergenlikte, bazı erkek çocuklardaki testosteron seviyesi bir iki ay içinde 18 kat artabilir. Bu gibi durumlarda, arzu patlamaları bir tür travmaya dönüşür. Genç kızlar için bu dönem daha yumuşak geçer. Vücutlarındaki testosteron artışı, kişiye göre değişiklik göstermekle birlikte, en fazla üç ya da dört kat artar. Üstelik bu artış birkaç yıl içinde gerçekleşir" diye açıklıyor Nöropsikiyatrist Boris Cyrulnik.

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?
6. Androjen bombardımanına tutulan erkeklerin penisleri daha büyük ve daha üretken mi olur?
İşte bir başka efsane daha! Seksolog ve Endokrinolog Dr. Antoine Lemaire söz konusu durumu şöyle açıklıyor; "Penisin boyutu kişinin genetik özelliklerine ve yaşına göre değişir. Erkeklik hormonlarının boyut üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Penisin boyutlarının da erkeklerin cinsel istekleri üzerinde etkisi yoktur. Doğanın cömert davrandığı erkekler kendilerine güvendiklerinden biraz daha davetkâr olabilirler. Ancak cinsel isteğin tek tetikçisi hormonlardır. Ne kadar yüksek testosteron, o kadar yüksek libido!" Dr. Mimoun ise "Penisin boyutu ne olursa olsun, önemli olan çiftler arasındaki iletişim, ön sevişmedeki oyunların kalitesi ve fantezilerdir" diyor ve ekliyor; "Bazen doğru kelimeler ve hayal gücü libido üzerinde hormonlardan çok daha etkili olabilir" diyor Dr Mimoun. Bu uyarı da cinsel ilişki sırasında kullanılan kelimelerin iyi seçilmesi gerektiğine parmak basıyor.

Erkeklerin hormonları ilişkinizi nasıl etkiliyor?
7. Erkeklere özgü hormonlar, fiziki güçlerini de etkiliyor mu?
Eğer yolunuz günün birinde Arnold Schwarzenegger misali bir erkek ile kesişir ve yatakta hayal kırıklığına uğrarsanız hiç şaşırmayın! Sert kaslar, geniş omuzlar, şişkin pazılar; gerçek seksüel kimliğin ikincil göstergeleridir ve tüm erkeklerde bulunan Y kromozomu tarafından biçimlenir. Androjenlerin bu konuda belirleyici özelliği yoktur.

8. Aşırı kıllı ya da saçları dökülen erkekler yüksek hormon seviyesine mi sahiptir?
Bir diğer klişe ise erkek ne kadar kıllı ise seks gücünün de bir o kadar şiddetli olduğu yönünde... Oysa uzmanlara göre bu genelleme tamamen yanlış. Dr. Antoine Lemaire; "Saç dökülmesi son derece duygusal kökenli bir olgudur. 30 yaşındaki bir erkek, normal testosteron oranına rağmen saçlarını hızla kaybedebilir. Benzer durum kıllar için de geçerli. Çok kıl, fazla testosteron demek değildir" diyor. Hintlilerin ya da genel olarak Asya orijinli erkeklerin hemen hemen hiçbiri kıllı değildir, çoğunun sakalı dahi çıkmaz. Ancak bu durum erkekliklerinden şüphe etmemizi de gerektirmez. Bu noktada zamanın, yani yaşın da etkisi vardır. "Erkekler yaşlandıkça daha fazla tüylenirler, kadınlarda ise tam tersi yaşlılıkla birlikte tüylenme azalır" diyor Medikal Estetik Uzmanı Catherine de Goursac.

9. Testisleri küçük olan erkeklerin verimliliği daha mı azdır?
Evet! Testislerin küçük olması, genellikle düşük hormonal seviyeye işaret eder. Dr. Sylvain Mimoun'a göre; ergenlik çağından itibaren küçük testisler ya da küçük penis duygusal travmalara da neden olabiliyor. Bunu engellemek için eksiksiz bir hormonal denge programı oluşturmak büyük önem taşıyor.

10. Günlük hayatta agresif kişilikler ile erkeklik hormonu arasında neden hep sıkı bir bağ kurulur?
Nörobioloji Uzmanı Catherine Vidal durumu şöyle açıklıyor; "Bu insanların kolayına giden bir inanış. Daha küçük yaşlarda erkek çocuklarla kız çocuklar birbirlerinden ayrıştırılıyor. Bu ayrıştırma, toplum içinde kabul görmek için bir tür zorunluluk. Erkekler ağlamamalı çünkü erkek adam güçlüdür. Kızlar narin olmalı, duygularını ender dile getirmeli. Eğer hamilelik, menopoz, andropoz, ergenlik gibi geçici bir durum yoksa insanların kadına ve erkeğe biçilen rollerden şaşma hakkı da yok. Çünkü eğitim, toplum ve kültür bunu gerektiriyor."
Marie Claire

6 Mart 2013 Çarşamba

Hem kadınlarda, hem erkeklerde görülüyor


Genital siğiller kanser yapar mı?


Güçlükle fark edilecek kadar küçük bir yapıdan, karnabahar görünümlü yaygın alanlara kadar değişik büyüklüklerde ciltte kabarık olarak ortaya çıkan genital siğiller, hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebiliyor. Ağrı hissettirmeyen bu siğillerin sorumlusu ise cinsel temas ile bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV).
 
Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, “ Bazı HPV tipleri, kanser açısından yüksek risk taşıyabiliyor ve rahim ağzında kanserin öncü değişikliklerine, rahim ağzı, penis ve anüs kanserlerine neden oluyor. Bazı HPV tipleri ise kanser riski taşımadan sadece genital siğillere neden olabiliyor. Bu siğillerin yüzde 90’ından HPV tip 6 ve 11 sorumlu tutulurken bu tipteki virüsler onkolojik potansiyel açısından düşük riskli grupta kabul ediliyor. Ancak siğil bulaşmış bir kişide, rahim ağzı kanseri yapan yüksek riskli HPV örneği gibi cinsel yolla bulaşan diğer hastalık sebeplerinin aynı anda bulunma ihtimali artıyor.” diyor.
 
HPV nasıl bulaşır, nasıl fark edilir?
 
• HPV bir kişiden diğerine cinsel ilişki ile (vajinal, anal veya ağızdan) geçer. Kişi, vücudunda gözle görülür siğil taşımasa da, HPV bulaştırabilir. 
• Siğiller, HPV bulaşmasından 6 hafta ile 6 ay arasında görülmeye başlar. Kişi siğili olduğunu yıllarca fark etmeyebilir.
• Genital siğil ve HPV ile temas etmiş herkeste siğil görülmeyebilir.
Genital siğillere neden olan bir virüs olduğu için, tedavi ile siğiller ortadan kaldırılsa dahi, vücutta HPV’nin yok edilmesi maalesef mümkün olmuyor. Bu nedenle siğil tedavisine rağmen, yüzde 50-73 oranında tekrarla karşılaşılabiliyor. Ancak, bazı vakalarda siğiller tedavisiz de gerileyebiliyor.
Genital siğilden korunmanın tek yolu cinsel ilişkide bulunmamak. Teorik olarak, sadece hastalık taşımadığı bilinen tek partnerle birlikte olunması halinde risk ortadan kalkıyor. Ancak, bir kişinin HPV taşımadığını (HPV uyku döneminde ise) gösterebilmenin yolu maalesef yok. Cinsel yaşamı aktif kişilerin yüzde 50’sinin hayatlarının bir döneminde HPV ile karşılaştığı kabul ediliyor. HPV enfeksiyonu riski en yüksek grup, enfeksiyon cinsel aktiviteye paralellik gösterdiğinden 17-33 yaş grubu. Kadın veya erkek kondomları riski bir miktar düşürse de, ciltten geçiş açıkta kalan alanlardan da söz konusu olabileceği için bulaşmaya tamamen engel olmuyor. Genital siğil yapan HPV tiplerine karşı aşılanmak ise korunmaya yardımcı oluyor.

26 Şubat 2013 Salı

Aktif cinsel yaşantısı olan her 4 kişiden 3'ünün yakalanabildiği HPV virüsü basit rahatsızlıkların yanı sıra kansere de yol açabilir.


HPV hakkında bilmedikleriniz!


Son derece bulaşıcı bir virüs olan HPV'den baştan aşı olmak üzere farklı yöntemlerle korunmak mümkün. ART Tıp Merkezi Kadın Hastlıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai AKSOY, HPV virüsü ile ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı. 
 
HPV (Human Papilloma Virüsü) nedir? 
 
HPV cilt teması ile kişiden kişiye bulaşabilen bir virüstür. HPV'nin 100'den fazla tipi vardır. Bunların yaklaşık 30 tanesi erkek ve kadınlarda genital bölge enfeksiyonlarına yol açar ve cinsel temas yolu ile kişiden kişiye bulaşır.
 
HPV ne sıklıkta görülür?
HPV çok sık görülen bir virüstür. Bazı araştırmalar cinsel yaşantısı olan her 4 kişiden en az 3'ünün hayatının bir döneminde genital HPV enfeksiyonuna yakalanacağını öne sürmektedir.
 
HPV enfeksiyonu nasıl yayılır?
 
HPV en fazla vajinal, anal ve oral ilişki yoluyla yayılır ama enfeksiyon oluşması için cinsel ilişki olması şart değildir. HPV cilt teması ile bulaşır ve yayılır. Cinsiyeti ne olursa olsun enfekte olmuş bir kişiyle cinsel temasta bulunmak virüsün en sık görülen bulaşma şeklidir. Pek çok diğer cinsel yolla bulaşan hastalık gibi genital HPV enfeksiyonu da çoğunlukla belirti vermez.
 
HPV enfeksiyonu hangi hastalıklara yol açar?
 
HPV'nin yaklaşık 20 türü genital siğillere yol açar. Bu siğiller vajinanın içinde veya dışında ve penisin üzerinde çıkar. Bu bölgelerin yakınındaki cilde de bulaşabilir. Genital siğiller anüste, vulvada veya rahim ağzında da oluşabilir. HPV'nin yaklaşık 15 türü anüs, rahim ağzı, vulva, vajina ve penis kanserleri ile ilişkilidir. Baş ve boyun bölgesi (bademcik, dilin arka tarafı gibi) kanserlerine de yol açarlar. Bunlar HPV'nin yüksek riskli tipleri olarak bilinir.
 
HPV rahim ağzı kanserine nasıl yol açar?
 
Rahim ağzı (serviks) hücrelerden oluşan ince bir doku tabakası ile kaplıdır. HPV bu hücrelere girebilir. Enfekte olan hücreler anormal hücreler haline gelerek veya zarar görerek farklı şekilde büyümeye başlarlar. Bu hücrelerdeki değişimler kanser öncesi olarak bilinen bir değişim olmaya doğru ilerleyebilirler. Rahim ağzını kaplayan ince dokudaki değişimlere displazi veya servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) adı verilir. Çoğu kadının bağışıklık sistemi virüsü kansere dönüşmeden yok eder. Fakat bazı kadınlarda HPV bağışıklık sistemi tarafından yok edilmez ve vücutta kalır. Bu durumda HPV kansere ya da daha sık olarak kanser öncesi oluşumlara yol açabilir.
 
Rahim ağzı kanseri için tarama testleri var mıdır?
 
Genellikle rahim ağzı kanserinin oluşması yıllar sürer. Bu süre içinde HPV enfeksiyonu rahim ağzı üstündeki veya çevresindeki hücreleri anormal hücreler haline getirir. Smear testi (Pap smear veya servikal sitoloji taraması) anormal hücre değişimlerini erken evrede saptayarak kansere dönüşmeden tedavi edilmelerine olanak sağlar. Smear sonucu anormal veya şüpheli çıkan 30 yaş ve üstü kadınlarda ek olarak HPV tiplemesi de yapılır. Bu test 13'ten fazla yüksek risk grubu HPV türünü saptayabilir.
 
HPV enfeksiyonu önlenebilir mi?
 
HPV enfeksiyonunun bazı türleri HPV aşısı ile önlenebilir.
Bunun dışında HPV enfeksiyonu riskini azaltmak için şu önlemler alınabilir:
-Tek eşli olmak
-Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmak
Ancak prezervatif HPV enfeksiyonuna karşı %100 koruma sağlamaz. Prezervatifin kaplamadığı enfekte olmuş bölgelere (genital veya anal) temas ile bulaşabilir.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Cinsel fantezilerde erkekler her şeyi denemek isterken, kadınlar uçakta seks yapmayı ve bir seks partisine katılmayı hayal ediyor


Farklı fanteziler!

DTK International’ın Türkiye genelinde gerçekleştirdiği Güvenli Seks Araştırması, Türklerin seks hayatı hakkında bilgiler veriyor. Cevapların geneline bakıldığında erkek-lerin seks konusunda daha açık  görüşlü olduğu görülüyor.
İlk cinsel deneyim yaşı

Yüzde 53 ortalamayla ilk cinsel deneyim, 18 yaşın altında yaşanıyor. “16-18 yaş arasında” diyenlerin oranı yüzde 35, “16 yaş altında”kilerin oranıysa yüzde 18. 18 yaş altı ilk cinsel deneyimlerini yaşayanların yüzde 65’i ankete Antalya’dan katıldığını belirtiyor. 16-22 yaşlarında ilk cinsel deneyimlerini yaşayanların oranı, yüzde 61. Heteroseksüeller yüzde 63’le ilk sırada. Onları yüzde 59’la biseksüeller ve yüzde 52’yle eşcinseller takip ediyor. 16 yaşından küçük cinsel deneyim oranı eşcinsellerde yüzde 28’e ulaşıyor.
Aşk ve seks

Erkeklerde cinsel ilişkiye girmek için aşık olmak gerekmiyor. “Birisiyle cinsel ilişki yaşamak için ona aşık olmak gerekir mi?” sorusuna, kadın ve erkek farklı cevaplar veriyor. Kadınların yüzde 62’si “Evet” derken, erkeklerde bu oran yüzde 18.
Ön sevişme önemli “Seksin en iyi kısmı hangisi?” sorusuna katılımcıların yüzde 42’si ön sevişme, yüzde 27’si cinsel birleşme cevabını veriyor.
Ne sıklıkta seks yapılıyor?

“İstediğiniz sıklıkta seks yapabiliyor musunuz?” sorusuna kadın ve erkek katılımcıların cevapları yüzde 51 ortalamayla büyük ölçüde paralellik gösteriyor: “Evet”  Erkekler en çok anal seks (yüzde 17) ve üçlü seks (yüzde 16) denemek istiyor.
Fanteziler ne diyor?

Fantezilerse katılımcı profiline göre önemli ölçüde farklılıklar  içeriyor. Kadın katılımcıların istekleri erkeklere kıyasla daha çeşitli.  “Her şeyi denemek isterim” cevabını veren erkeklerin oranı yüzde 24’ken kadınlarda bu oran sadece yüzde 12’de kalıyor. Kadınların fantezileri arasında, uçakta seks yapmak veya bir seks partisine katılmak ilk sıralarda yer alıyor.
Nerede, ne zaman?

Seks zamanı, saati ve yeri, yine erkek-kadın farklılığını ortaya koyuyor. Erkeklerin yüzde 43’ü her an her yerde seks yapabileceğini belirtiyor. Kadın katılımcıların cevaplarıysa yüzde 48 oranında gecede yoğunlaşıyor.
 Kondom kullanımı

“Son kez seks yaptığınızda kondom kullandınız mı?” sorusuna erkek katılımcıların yüzde 71’i, kadınlarınsa yüzde 66’sı “Evet” diyor. Özellikle eşcinsel, 25-34 yaş grubu, kamu görevlisi ve metropol kategorilerindeki katılımcılarda kondom kullanımı yüksek. “Ne sıklıkla kondom kullanıyor-sunuz?” sorusunaysa “Hiçbir zaman” cevabını veren katılım-cıların oranı yüzde 42. “Her zaman kondom kullanıyorum” diyen erkeklerin oranıysa yüzde 19. Bu arada katılımcıların 1/3’ü kondom satın alırken utanıyor. Kadınların utanma oranı yüzde 35, erkeklerinse yüzde 26. Erkekler ağırlıklı olarak geri çekilme yöntemini tercih ediyor. “Partneriniz kondom kullanmak istemezse ne yaparsınız?” sorusu karşısında kadınların yüzde 32’si başka doğum kontrol yöntemleri tercih edebileceğini belirtiyor. İlişkiden vazgeçmeyi tercih edenlerin oranı da yüzde 15.
Mastürbasyon

“Haftada 1 kez, 2 kez, 3-6 kez,  her gün” cevabını veren erkeklerin toplam oranı, yüzde 50’yi buluyor.  “Ayda bir kez, 2 haftada bir ve nadiren” cevabını veren erkeklerin   toplam oranıysa yüzde 29.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Erkeklerde Görülen Cinsel Fonksiyon Bozukluklarının Nedenlerinden Birinin de Diyabet Olduğunu Biliyor muydunuz?


Cinsel sorununuzun nedenini biliyor musunuz?


Cinsel fonksiyon bozukluğu mu yaşıyorsunuz, bunu söylemekten ya da doktora gitmekten kaçınıyor musunuz? Bitkisel tedavi yollarını da denediniz ve sonuç alamadınız. Son çare doktora gittiniz. Ancak görünürde herhangi bir probleminiz yok. Peki hiç kan şekerinizi, kolesterolünüzü ve kan basıncınızı ölçtürdünüz mü?
 
Erkeklerde görülen cinsel fonksiyon bozukluklarının önemli nedenlerinden biri olan diyabeti Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü, Obezite ve Diyabet Polikliniği Uzmanı Dr. Halil Kutlu Erol’la konuştuk…
 
Erkeklerde görülen birçok cinsel problemin altında insülin direnci, diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi nedenlerin yattığını; ancak kişinin şikayetini dile getirmekten çekindiği için bunların çok geç fark edildiğini dile getiren Uzm. Dr. Erol; ‘Hastalarımız genellikle Üroloji Bölümüne başvurduktan sonra hekimlerimizin yönlendirmesiyle bize geliyor. Aslında erkeklerde görülen birçok cinsel problemin temelinde damar sertliği yatıyor. Ne yazık ki damar sertliğinin sadece kalbi etkilediği gibi yanlış bir kanı var. Ancak damar sertliği vücuttaki bütün damar sistemini olumsuz yönde etkiliyor. Damar sertliğinin oluşmasına ise insülin direnci, diyabet, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon ve sigara neden oluyor. Özellikle diyabet artık bütün dünyada damar sertliği ile eşdeğer olarak kabul ediliyor. Bu yüzden diyabet eşittir damar sertliği diyebiliriz. Diyabeti olan bir kişiyi koroner kalp hastası olarak da kabul ediyoruz.  Kalp damar hastalığına aday kişinin vücudundaki tüm damarlar gibi genital bölgede yer alan damarları da bu süreçten etkileniyor. Bu nedenle iktidarsızlığın en büyük nedenlerinden birinin damar sertliği olduğunu söyleyebiliriz.’ diye konuştu.

18 Şubat 2013 Pazartesi

Evli ya da uzun süre birlikteliği olan çiftler cinsel isteksizliğin faturasını genellikle partnerlerine veya stresli yaşam koşullarına çıkarırlar ama uzmanlara göre cinsellik için her zaman isteğe gerek yok.


Cinsel soğukluğa "sıcak tavsiyeler"!

 Doğru şeyler yapıldığında beden cinselliğe her zaman hazır olabilir ve kişi istemese de seks yapabilir.
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistlerine göre, cinsellik kişinin istediğine bağlı bir durum değil. Çünkü beden adeta bir makine gibi "uygun mekan, uygun partner ve uygun uyarı" ile her zaman cinselliği hazır hale gelebilir.

Terapistler, cinselliğin, diğer tüm güdüler gibi bazen içgüdüsel bazen de beyin tarafından salgılanan hormonlarla başlayan kompleks bir süreç olduğunu hatırlattı. Seks dürtüsünü harekete geçiren ve hareketli tutan en önemli unsurun testosteron miktarı olduğunu ifade eden terapistler, kadınlarda bu hormonun vücuttaki oranın erkeklere göre çok daha az olduğunu vurguluyorlar. Ancak yorgunluk ve stres, testosteron miktarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Hurafelerden (mitler) dolayı çiftlerin cinsel hayatının sosyal, kültürel ve durumsal gerçeklere dayalı olarak şekil değiştirdiğine dikkat çeken CİSED  terapistlerine göre, bu durum ilişkilerde tehlike çanlarının çalmasına da yol açabiliyor.

Cinsel terapistler, çiftlerin “Seks doğal olarak başlamalı, isteğin yoksa ne yapabilirsin ki?” inanışlarının, cinsel ve ilişkisel sorunları içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini kaydederken, çok çarpıcı tespitler yaptılar:

GÖREV DİYE ALGILAMAK YANLIŞ DEĞİL!

“Uzun birlikteliklerde yıllar içinde her şeyde olduğu gibi cinsel olarak uyarılma şekilleri de değişebilir. Doğru yöntem ise duruma uygun olarak kişinin yeni bir cinsel yaklaşım geliştirmesidir. Şunu da kabullenmek gerekiyor:
"Cinsel istek cinsel temas başlamadan önce sizi yakıp tutuşturan türden olmasa bile çoğu zaman olay başladıktan sonra gelişecek ve alacağınız zevk eskisinden farklı olmayacak. Yani uygun mekan, uygun partner ve uygun uyarı ile cinsellik seks görev olarak da başlıyorsa bir zararı yok. Görev olsun diye cinsel ilişkiye başlayan çiftlerin çoğu bu aktiviteyi büyük zevk alarak noktalayabiliyor. Öyleyse cinsel aktivite, görev olarak başlayıp zevkle bittiği sürece amacına ulaşmıştır.”

İSTEMESENİZ DE YAPIN!

Cinsel terapistler, “İlerleyen yıllar içinde çiftin sekse karşı körelmeye başlayan ilgiyi canlandırabilmesinin anahtarı düşüncelerindedir” diyor. Bu konuda önemli uyarıları var: “Sürekli cinsel teması başlatmaya çalışan ve sürekli reddedilip gururu kırılan kişi, bir zaman sonra partnerine bunu sormamayı tercih ediyor. Bu da ilişkilerin uzun vadede ciddi hasarlar almasına neden olabiliyor. İlerde yaşanması muhtemel cinsel işlev bozukluklarının önüne geçmek için cinselliği istemeyi beklemeyin, istemeseniz de seks yapın. Seks yapmak demek ille de penis-vajina birlikteliği değildir. Bazen sevişmek, okşamak, öpüşmek, erotik masaj yapmak, birlikte banyo yapmak veya sarılarak uyumaya çalışmak da seks yapmaktır. Çünkü cinsellik, rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilmedir. Ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır.”

Peki cinsel soğukluktan yakınan çiftler bunun üstesinden nasıl gelebilir?

İŞTE SICAK TAVSİYELER…

• Öncelikle mevcut cinsel sorunu, düşük istekli bireyin sorunu olmaktan ziyade ortak sorununuz olarak görmeye çalışın.
• Cinselliğe yaklaşım tarzınızı değiştirin. Bir kere başladı mı zevkin kendiliğinden geleceğini düşünüp, kabul edip ona göre davranmanız şart.
• Gün içinde zaman buldukça seksten alacağınız zevki düşünün. Geçmişte sizi etkileyip aklınızda kalmış olan bir cinsel ilişki hatırasını ya da sizi hakikaten uyaran bir fanteziniz varsa onu düşünün.
• Cinsel teması başlatmadan önce 5 dakikalık bir motivasyon yapın. Hayal dünyanıza başvurun ve aklınızda cinsel fanteziler kurun. Partnerinizle paylaşılmasında sakınca olmayacak olan cinsel fantezilerinizi paylaşın.
• Aşk kaslarınız için Kegel Egzersizleri adı verilen uygulamaları yapın. Yani erkekte makat, yumurtalıklar ve kasıkları, kadınlarda vajina çevresini kapsayan aşk kaslarınızı belli bir disiplin içinde  peş peşe kasıp yavaşça gevşetin.
• Cinsel ilişki sırasında sadece dokunmanın ve sevişmenin verdiği hazza, alacağınız zevke odaklanmanız gerekli. Asla eşinizden karşılanmayan beklentilerinizi veya onun bu beklentilerinizi yerine getirmeyerek sizi nasıl çileden çıkardığını düşünmeyin.
• Cinsel istek günlüğü tutun. Cinsel açıdan uyarıcı televizyon şovları ile filmlerdeki sahneleri not edin. Romantik/erotik içeriğe sahip kitapları okuyun ve kendi erotik fantezilerini oluşturun.
• Nefes ve gevşeme egzersizleriyle arada bir kendinizi ödüllendirin.
• Arada bir cinsel birleşmeyi kendi kendinize yasaklayın.
• İlişkinizde yeniden bir flört etme dönemi yaratın. Daha fazla keyif alacağınız veya yakınlaşacağınız sıcakkanlı davranışları arttıracak metotları araştırın. Sarılmalar, elle şakalaşmalar, küçük öpücükler, el ele tutuşmak, televizyon izlerken birinin diğerinin kucağına oturması, kol kola yürüyüş yapmak gibi davranışlar sıcakkanlı davranışlara örnek verilebilir.
• Partnerinizle birlikte cinselliğe bakış açınızı ve cinsel davranış özelliklerinizi konuşun ve yanlış davranış kalıplarınızı düzeltmeye çalışın.

17 Şubat 2013 Pazar

Terapistlere göre, kaliteli ve uyumlu bir cinsel hayat, kişinin özgüveninde saklı.


En güçlü afrodizyak!


Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistleri, cinsel işlev bozukluklarının kökeninde özgüven eksikliğinin etkilerini araştırdı. Özgüveni, dünyadaki en güçlü afrodizyak olarak değerlendiren terapistler, bir kadını veya erkeği çekici kılanın onun özgüveni olduğunu vurguluyorlar. Terapistlere göre, özgüven için sorumluluk almak şart. CİSED terapistleri, bireyin kendinin, yakınlarının ve hayatının sorumluluğunu alabildiği sürece, özgüvenini inşa edebildiğine dikkat çekiyorlar.

Peki özgüven cinsel hayatı nasıl etkiliyor? CİSED terapistlerin bu konudaki tespitleri hayli dikkat çekici:
“Özgüven cinsellik için de oldukça önemli. Kişisel gelişimini tamamlamış, hayattan ne istediğini bilen, gelecekte ne yapacağını planlayan bir kişinin, hayata hakim olması, yaptıklarının sorumluluğunu alması ve farkına varması özgüvenin ta kendisidir. Sadece cinselliği değil eş ilişkisini yönlendirmek özgüven sayesinde olur. Cinsellik dışında eşiyle veya partneriyle iletişimi iyi ise, ona her sıkıntısını rahatlıkla söyleyebiliyorsa kendilerine ve birbirlerine zaman ayırabiliyorlarsa bu çiftin özgüveni yerindedir.”

“ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ CİNSEL SORUNLARIN KAYNAĞINDA VAR”

“Özgüveni yerinde olan çiftler, birbirlerinin ne istediklerini bilirler. Nelerden hoşlandıklarının farkındadırlar ve bunları birbirlerinden talep ederler. Birbirlerine karşı utanç duygusunu yoğun yaşamazlar. Cinsel işlev bozukluklarının kayağında özgüven eksikliği vardır. “Karşımdaki şunu istesem beni nasıl anlar?” soruları akıllarında dolaşan ve cinsel isteklerini birbirleriyle paylaşamayan çiftlerin özgüveni eksiktir. Özgüven yoksa cinsellik tatmin edilemez ve bu da ilişkiye zarar verir. Bu eksiklik cinselliğin olumlu yaşanması önünde engeldir.”

ÖNCE İLETİŞİM…

“İddialı bir ifade vardır: Cinsel işlev sorunu yoktur. İki kişinin iletişim sorunu vardır. İşte biz bu görüşe dayanarak diyoruz ki, iletişim sorunu ardından cinsel sorunlar gelir. Tedavide de ilk basamak ilişkide iletişimi geliştirebilmektir. Partnerler birbirlerine dertlerini anlatır hale getirilebilmelidir. Sorunları çözmek adına bu çok değerlidir ve aslında süreç, özgüven eksikliğini gidermektir.”
CİSED terapistlerinin özgüvenin kazanımı için önemli tavsiyeleri var:

“ÖZGÜVEN SAKLI BİR CEVHERDİR”

“Özgüven ne azalır ne artar. Her zaman içinizde bir yerde saklıdır ve sizin onu bulmanızı bekler. Özgüven içinizde saklı bir cevherdir. Nasıl ki ulaşmak için kazmak, cevheri yaratmaz ama ona ulaştırırsa, siz de içinizdeki özgüveni ortaya çıkarabilirsiniz. Cevherin üstünü siz örtmediniz. Ama açacak olan da sizsiniz. Kazmak ve ona ulaşmak elinizde. Yaşayarak öğrenmek, iç görüyü meydana getirirken okumak da farkında olmayı getirir. Özgüven için sonuç değil süreç önemlidir ve kişinin kendini iyi bilmesinde yatar. İnsanın yarım ve yalnız olduğunu kabul etmesi gerekir. Ölmeden ölmek, terk edilmeden terk edilmenin ne olduğunu bilmek özgüveni getirir. Özgüven, okumak, yaşamak ve tecrübe etmektir.”